top of page

AKP-CHP Koalisyonunu kim istiyor?

Yazarın fotoğrafı: Gönen ORHANGönen ORHAN

Güncelleme tarihi: 6 Eki 2022


AKP-CHP Koalisyonunu Kim İstiyor?

1980’lerde devleti küçültme şiarı ile başlayan, ideolojik öncülüğünü Friedman’ın, siyasi öncülüğünü Reagan ve Thatcher’ın yaptığı neoliberal politikalar, otuz yıllık serüveninin sonucunda tüm dünyada çöktü.

Neydi politikanın esasları? Sermayenin çıkarlarını korumak amacıyla, devletin ekonomik hayattaki yerini ve rolünü küçültme, KİT’lerden başlayarak özelleştirme, düşük ücret için esnek çalışma koşulları ve taşeronlaştırma ve buna bağlı olarak sendikasızlaştırma, sosyal politikalarla ve Keynesci tedbirlerle artan kamu harcamalarını sınırlama, devletin vergi gelirleri içinde dolaylı vergilerin payını artırma, gelir ve servet vergilerinden kaçınma (sermayeyi cezalandırmama), bütçe açığının ulusal gelire oranını düşük düzeyde tutma, ekonomiyi para politikası ile yönlendirme, enflasyonu baskılamak için fiyat istikrarının sağlanmasına öncelik veren finansman politikalarına ağırlık verme şeklinde özetlenebilir.

Reagan Amerika’da, Thatcher İngiltere’de, Turgut Özal Türkiye’de bu politikaların yılmaz başlatıcı ve uygulayıcıları oldular. Bu politikalar 2001 Buhranı ile tüm dünyada ve Türkiye’de ağır bir darbe yediyse de sistemin kendi içinde alternatiflerinin üretilememesi yeniden revizyon ihtiyacını doğurdu, Türkiye’de Kemal Derviş politikaları ile yeniden ve ağır bir hamle daha yapıldı. Yeni yüzler, sadık müttefikler, yılmaz uygulayıcılar rolünü üstlenen AKP ile 2002’de bir siyasi hamle daha yapıldı ve 13 yıl daha Kemal Derviş politikaları uygulandı.

Ama deniz bitti. Neoliberal politikların sonucunda iç ve dış borçlanma yönetilemez duruma gelmiş, işsizlik beş bilyonlara fırlamış, taşeronlaşmanın sendikalaşma ile rekabeti sonucunda açlık ve yoksulluk sınırındaki nüfus ciddi boyutlarda artmış, daha da önemlisi yüksek orandaki genç nüfusun önündeki gelecek umudu azalarak baskıcı yöntemlerin arttırıldığı otoriter bir Türkiye ortaya çıkmış durumda.

Kürt Sorununu “Barış Süreci” ile çözüyorum söylemleri ile yapılan oyalamalar ile kilitlenen siyaset, 2012’de Taksim Gezi Direnişi patlamasıyla doruğa çıkan özgürlük taleplerinin 7 Haziran 2015 seçimlerinde otoritenin darbe yemesi ile yeni bir açılımı zorluyor. Üstelik doğu sınırında Suriye ve Irak ile yeni bir kaos, batı sınırında sisteme kafa tutan muhalif liderliği ile yeni bir Yunan Hükümeti gelmişken, tedbir alınmazsa ortadaki parça da kayabilir endişeleri ağır basmaya başladı.

ABD, AB ve TÜSİAD esas olarak 2002-2015 politikalarından memnunken, bu politikaların siyasi liderliğinin kontrol edilemez hezeyanlarının yerine, sürücüsü Gül veya Kurtulmuş ile değişmiş ve CHP ile yedeklenmiş, adına “istikrar” denilen bir hükümet formülü gönüllerde yatan aslan olacaktır. Böylelikle hem neoliberal politikaların son kalelerinden biri muhafaza edilecek, hem de adalet ve özgürlük sorgulamaları açısından sosyal politikaları AKP yedeğindeki CHP ile uygulayacak bir formül Ortadoğu ve kurgulanan Kürt politikaları açısından “muhteşem olacaktır”. Belki dört bakan feda edilecek, 2010 referandumundaki 12 Eylül havucu gibi göstermelik yargılamalar olacak, Berkin Elvan’ın katili yakalanıp yargılanacak, biraz hukuk ile nalına, biraz sosyal uygulamalarla mıhına vurularak, Ortadoğu’nun bu muhkem kalesi yeniden revize edilmiş olacak.

Şüphesiz ki 2012-15 arasında oluşturulmaya çalışılan otoriter devlet ve her kertede biraz daha uzaklaşılan laiklik ile özgürlük ve adalet arayışları stabilize edilmeye çalışılacak, cemaat-tarikat kadrolaşması esas olarak yerinde kalacak ve toplumun büyük çoğunluğuna bir kaşık bal verilecektir. Evet, şu anda bu formül, yakında olması kaçınılmaz finans bunalımı açısından, toplumsal ayaklanmaları ve yeni Taksim’leri göğüslemek açısından uluslararası büyük abilerin aklına en yatkın politika olacaktır. Sistem neoliberal politikaları ilke olarak benimseyip devam ettirdiği sürece sosyal devlet, adalet ve özgürlük talepleri karşılanamayacaktır. Şu anda Yunanistan’da da tartışılan budur. Kemer sıkma, ücretlerin reel olarak düşürülmesi, taşeronlaştırma ve yeni iş olanaklarının olmaması… 1980’den bu yana sürdürülen ekonomik ve siyasi politikaların sonucunda nüfusun %1’i ekonomik kaynakların % 60’ını yönetir hale gelmiştir. Politikaların olduğu gibi devamında yeni Taksim Direnişleri, şıpın işi olan Tofaş-Renault direnişleri ve adsız ayaklanmalar kaçınılmazdır. Bu gelecek korkularının önüne geçebilmek için biraz gevşeme, biraz sosyal politika, biraz da hadi iki kaşık bal olsun. İste AKP-CHP formülasyonunun cephe gerisi budur.

Bu formülden kim kazanır, kim kaybeder? Bu yanıt gelecek yazıda.

Gönen ORHAN

21 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Siyaseti, partilerin tekelinden kurtarmak!

veya Herkes için siyaset: KATILIM 14 ve 28 Mayıs seçimlerinden önce bu yazının başlığı, “veya” sözcüğünden önce ve sonraki cümleler,...

YÖNETEMEME HALİ ve DEMOKRASİ BLOĞU

Demokrasilerde Kuvvetler Ayrılığı ilkesi gereği, seçimle gelen bir hükümetin, toplumsal yaşamın örgütlenmesinde sağlık, eğitim, maliye,...

Comments


bottom of page