top of page

Epidemik DAYANIŞMA HAKKI (2)

Yazarın fotoğrafı: Gönen ORHANGönen ORHAN

Güncelleme tarihi: 6 Eki 2022

(Apartman ve Site Yönetimlerine Çağrı)

Başlıktaki “dayanışma” ile “hak” sözcüklerini aynı cümle içerisinde kullanmak anlamsız görülebilir; “dayanışma sözcük tanımı itibari ile elbette bir hak değil” dediğinizi duyuyorum. Dayanışma sözcüğünü tanımlarken, homo-sapiensten bu yana, insanlık henüz kolektif düşünme ve araçlarını keşfetmemişken, bir arada var olma kültürünün en ilkel ifadesi ile “yaşamı savunma” genetik kodu da diyebilirsiniz. Lakin epidemik Covit-19, bildiğimiz ve öğrendiğimiz tüm gelişmişlik karşısında insanoğlunu alt edip, bütün bilgi- teknoloji-akıl birikimine rağmen belki de ilk defa küresel düzeyde soyu-sopu tehlikeye atınca, merkezi ve yerel idarelerinin iş yapamama gerçekliği yanında, yabancılaşma hegemonyası altında unuttuğumuz var olma biçiminin, yabancılaşmayı reddeden insani ölçek tanımlaması da diyebilirsiniz.


Dayanışma şimdi bir kent hakkıdır. Neden?

Devletler ve merkezi-yerel örgütlenmeleri, epidemik Covit-19 saldırısını, 300 yıllık örgütlenmeleri ile karşılamaya çaba gösterip, piyasaların bozulmaması hedefi ile sistemi ve finans kapitalin rezervleri oranında insanlığı değil tüketicileri kurtarma amacı ile hareket ederken bu çaresizliğe bir itirazımız olmalı. Küresel sistem tehlikede! Mini minnacık bir virüs, kuyruğundan ısırıkla yakaladığı düzeni 9 şiddetinde sarsıyor. Bilimin Covit-19’u galebe çalma iradesi, şimdilik dünyanın birçok yerindeki laboratuvarlarda devam ediyor. Bilim devam ede dursun, şimdi biz insancıkların önünde unuttuğumuz bir fırsat var: kentlerin yükselişi ile kaybettiğimiz, imece kültürünün olduğu dayanışma aklı ve cesaretini, herkesin varlığı için herkesin yararına hayata geçirebilme koşullarını kapımızın önünden başlayarak gerçekleştirme şansımız var. Merkezi idarelerin devasa örgütlenmeleri, bürokrasi ve hiyerarşik güçlerine rağmen pot üzerine pot kırıyorlar. Yapay zeka böbürlenmeleri, üç kuruşluk entübasyon borusu gerekliliği sorgusunda yetersiz kalırken, merkezi idarenin açıklamalarının ve kibrinin mahalle ve sokağın kaldırım taşlarında esamesi okunmuyor. O zaman, şimdi “komşu komşunun külüne muhtaçtır” kültürü ve “iş başa düşmüştür” refleksi ile “dayanışma haktır” diyerek kültürel kodumuzu, iradi karar ile mahalle, sokak ve apartman dayanışmasına dönüştürebiliriz. Nasıl mı?


Dayanışmanın adı: Mahalle Meclisi, evlerdeki paydaşı Apartman veya Site Yönetimleri.

Merkezi idare, hiyerarşik ve bürokratik örgütlenmesi ve gücü ile epidemiyi karşılamaya çalışıyor. Görünen o ki, Cumhurbaşkanlığı kendi izolasyon söylemi ve iradesi altında başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere, danışmaya çalıştığı Bilim Kurulu ve dizginleri tutmaya çalışan İçişleri ile topluma “ konuya hakimim” demeye çalışıyor. Oysa ki açıklanan destek paketi ve alınan tedbirler ile toplumsal yaşam arasındaki uzaklık, gerek ekonomik, gerek çalışma yaşamı ve daha da önemlisi geçim derdine çare üretemediği için pandeminin birinci ayında ilan edilen sokağa çıkma yasağı, varolma paniğinin yağmayı hatırlatan görüntüleri ile düzeni sarsması sonucunu doğurdu. Çare, her türlü olumsuzluğu karşılayabilecek olan dayanışmada. İlk adımı, kendi yaşamsal ihtiyaçlarını belirleyip gidermeye yönelik adımları atabilecek Mahalle Dayanışması ve onun sözü, onun kararı olan Meclisinde.


İlk etapta “ kendi kapımızın önü” olan “apartman veya site içi yönetimleri”ni harekete geçirebilir miyiz? Şimdiye kadar, Kat Mülkiyeti kanunundan zorunlu olarak öğrenip yılda bir mevzuat gereği toplayıp bir arada yaşayabilme kararları almaya çalıştığımız, tartışma ve kavganın eksik olmadığı apartman ve site yönetimleri, bugüne kadar sahip oldukları işlevlerinin üzerinde, epidemiyi gören ve şimdi yaşamı isteyen söz ve karar için bir araya gelemez mi? Tek gündem: Corona saldırısı karşısında, dayanışma için apartman içinden başlayarak yaşam alanlarımızda ve komşu mahallelerde hepimiz için yapılabilecekler. Tehdit altındaki yaşlılar, kronik rahatsızlığı olanlar, işini kaybedenler, temel gıda ihtiyacı olanlar, ev içi şiddete uğrayanlar, eğitimi aksayanlar….sürdürülebilir yarın için yapılması gerekenler.


Apartman içi, kapımızın önü kamusal alandır.

Apartman yönetiminin Corona gündemini, siteye, sokağa ve giderek mahalleye taşıdığımızda iç sesimizi paydaş dayanışmasına dönüştürmek mümkün. Yaşadığımız evin karşı kapı komşusu ile dayanışması, “karşı” yı alt ve üst kat ile düşünmemize ve giderek bireyselliğimizi bütün olarak algılamamıza yardımcı olacaktır. İstemeden seçtiğimiz mülkiyet ve kiracı komşuluklarımız, isteyerek bir araya geldiğimiz ve giderek kolektif sesi keşfedeceğimiz yeni selamlaşma ve var olma halkaları neden olmasın? Bir kere daha sorabiliriz, bireysel varoluşlarımız için basit olan nedir? diye. Basit olan, estetik kaygısı olmaksızın doğal olan, yani “yaşamı savunma” değil mi?


Basit; kompleks değil yani, veya algoritması yok, aslında neden sonuç ilişkisi de yok, kolayca yapabilirsin; formüle ihtiyacın yok, parmak uzatma mesafende yani, veya canın isterse de diyebilirsin. Ama, şimdi daha da önemli olan, yaşamın için istiyorsan yapabilirsin veya yapmaz veya yapamazsan, “bana değmeyen yılan bin yıl yaşasın” deme lüksün yok. Sana, bana, en sevdiklerine, akrabalarına ve yaşadığın alanda komşularına da dokunuyor, dokunacak.


Gerçekte ise yaşamı seviyorsun, istiyorsun maviliklerde kaybolmayı, bulutlara çıkmayı, neyse hayallerin, belki de uçuşlardasın. Olsun, çok önemi var veya yok. Aslında basit istediklerin. Karmaşık değil basit. Olağanüstü sade. İstediğin sevinç, stressiz bir yaşam, gerçekte bolca kahkaha ve hayalindeki abu hayat. Yani yaşamı istiyorsun. Çatışmasız ve bir arada olmayı diliyorsun. Dayatmayı değil kendini istiyorsun. Kendini fark ettiğinde, öğretilenlerden azade dünyayı istiyorsun. Gerçekte zamanın yok veya az; ama çatışmayı değil dinginliği istiyorsun. Yani aziz dostum kendini ve basitçe yaşamayı istiyorsun. Varlığımız bu kadar basit değil mi? Kısaca buna “yaşamı isteme ve yaşamı savunma” diyebilir miyiz?


“Yaşamı savunma” adına, o zaman dayanışmaya, kalbini yanındaki dostuna verdiğinde, göğe yükseldiğin bir ben olma hali diyebilir miyiz? Veya senin tanımın neyse o. Gerçekte, biyolojik bedeninden sıyrılıp cinsiyetsiz aşk hali. Kalbini uzatıp veya konuşmayı denediğinde canlı bedeninden sıyrılıp homa sapiense yaklaştığın halin; yani art niyetsiz, hissettiğin ve neredeyse sorgusuz kucaklaştığın halin, veya az sonraki insan denilen çıkar gözetmeyen kendin olma halin. Kendini istiyor musun? Veya neyse o istediğin, istediğine ulaşmak istiyor musun? Veya yaşadığın kulübende veya dışarı çıktığın kaldırımda kendini istiyor musun? Veya daha da iddialı “yaşamı istiyor musun?”. Hasbelkader geldiysen de dünyaya, açtıysan da gözünü bu bilinmezliğe, ve istiyorsan homo sapiensten farklı olmayı, bedenini veya araçsal kollarını uzatmayı düşünmez misin en yakın insan insana. Gerçekte dayanışma nedir ki? Ben olma halini birlikte duyumsamak değil mi? Komşuluk basit bir icat mı? Oysa sır sözcüğün etimolojisinde; latince vicunus (komşu) sözcüğü vicus (mahalle) sözcüğünden türemiş. Yani mahallede var olmanın çıktısı komşuluk paylaşımı ve olmazsa olmazı bir araya gelme, ama biliyoruz ki bazen de yıldığımız çatışma. Bugünün apartman, site, kooperatif, dernek ve vakıf bir araya gelmeleri de öyle değil mi? Epidemi uyarıları, market ve pazardan apartman girişine, oradan evin eşiğine kadar merdiven korkuluğu, asansör kapısı ve hatta paspasa varıncaya kadar bir dolu tedbiri önerirken “kurtuluş tek başına mümkün oluyor mu ?”; yani yalnız yapamazsın sevgili komşum. Nasıl ki yalnızca bireysel olarak tedbirimiz ancak karşı komşumuz, alt ve üst kat komşumuzun da aynı tedbiri uygulaması ile toplamda bir hijyen ve koruma sağlayacaksa, toplamda komşuluk bilgi ve dayanışmasına ihtiyacımız var. Yaşadığımız alanda çatı ile sağladığımız korunaklığı, komşu dayanışması ile bireysel varoluşu aşan kolektif korunaklığa çevirmek yalnızca, basitçe, istemekle mümkün. Mahalle de kamusal alandır, apartman da. Su borusu ve kanalizasyon patlağının rahatsız ettiği konforumuz, aynı apartman çatısı altında, daire kapılarının gerisinde yaşadığımız var olma ve yaşamı isteme duygularının yanında oldukça basit, homo sapiensin mağara varoluşuna özdeş değil mi? Ve çare bağ kurmak, çare komşu kapısını çalmak, çare alt ve üst kattaki yaşamla dayanışmak. Basitçe ve hatta bencilce kişisel var oluşu komşu var oluşu ile bir arada algılamak. Eve gelip kapımızı kapatıp, karşı ve alt –üst komşudan kendimizi yalıtırken nasıl ki çatı ve ve su borusu patlağı bizi ortak davranmaya sevk ediyorsa şimdi Corona saldırısında da bireysel veya ailesel korunaklarımızdan çıkarak bir araya gelebiliriz. Kat Mülkiyeti Yasasının zorunlu kıldığı yönetim biçimini şimdi tam da yaşamsal bir dayanışma biçimine dönüştürebiliriz. Apartman örgütlenmesinin ikinci adımı Mahalle örgütlenmesi, iradesi ve sözü Mahalle Meclisidir. Mahallelerimiz binlerle ifade ediliyor. Muhtarı, asil ve yedek azaları, aile hekimi, okul aile birlikleri, spor örgütlenmeleri, esnafı, inanç grupları, STK ve “ kanarya Sevenleri” ile artık daha zengin bir yapıya sahip mahalleler. Kısaca mahallede varım diyen ve el kaldıran komşular, seçilmişler, STK’lar ve yaşam için söz söyleyenlerin birlikteliği; Mahalle Meclisi ve dayanışması. Merkezi idare genelge ve TV’lerle kendini anlatmaya, iktidarının var oluşunu yukarıdan biçimlendirmeye çalışırken, yaşam mahallede ve komşular etrafında dönüyor. Yaşamsal iktidar herkes için mahallede. Ve herkesin sesi ve sözü de yalnızca kendi iradesi ile bir araya geleceği Mahalle Meclisinde. Hiyerarşi yok, ast-üst yok, delegasyon yok, başkan yok. Komşuların katılımını yansıtan, göz göze ve şimdi dijital, insani ölçekte doğrudan demokrasi var. Epidemi saldırısını göğüsleyecek ve yaşamsal adımları atacak olan da, salgın altında bireysel ve komşuluk hakları zarar gören de mahallede ikamet eden, apartman ve sitelerde yaşayanlardır. Ezcümle karşı komşu, alt ve üst kat komşusu ile basitçe apartman dayanışmasını sağlamak, site ve sokak ve mahalle dayanışması ile komşuluğu büyütmek. Oldukça basit, yapabiliriz. Yaşamı ancak birlikte savunabiliriz. Yaşadığımız evin kapısı bizi izole ediyor, lakin “yaşamı savunmak” adına şimdi komşu kapısını çalmak, apartman veya site yönetimini Covit-19 gündemli toplantıya çağırmak,

mahallenin yaşam ışıklarını yakmak,

mahalle meclislerini kurmak,

apartman ve site yönetimlerini dayanışmaya çağırmak,

basitçe dayanışmak;

yapabiliriz.

Yaşamı isteme dileklerimle…


Gönen Orhan gonen@gonenorhan.com



Son Yazılar

Hepsini Gör

Comentários


bottom of page