top of page

Kent Meydanı ve Kentsel Yenilenme

Yazarın fotoğrafı: Gönen ORHANGönen ORHAN

Güncelleme tarihi: 6 Eki 2022


Kent Hakkı olarak:

KENT MEYDANI ve KENTSEL YENİLENME

Nüfusları ve nüfusun kapsama alanları hızla artan kentlerimizde, insanların soluk alabileceği, çimlerinde ve banklarında sere serpe uzanacağı, çocukların korkusuzca koşabileceği, gençlerin şarkı söyleyip sohbet edebileceği, yeşilin ve çiçeğin bordur taşları ve saksı sınırlaması olmaksızın serpileceği kent meydanımız var mı? Kentlerimizin yoğunlaşan merkezlerinde, öğlen molasında çıkıp, yemek sonrası “ohh be” dedirtecek kahve veya demli çay içebileceğimiz, kendimizle bir saat baş başa kalabileceğimiz parklarımız var mı? Metropol kentimizden, büyükşehire evrimleşmeye çalışan kentlerimize kadar Türkiye’nin bir çok yerinde, nüfusun yoğunlaşmasının artan konut ve işyeri talebi, betonun dizginlenemez ilerleyişini de yanına katarak, meydanı, parkı, bahçeyi ve bilcümle yeşili ezip geçiyor. Ve giderek daha fazla yükseliyor binalar; beton, rezidans ve AVM’lere dönüşerek, ruhun öğlen molasını ancak parayla satın alınabilecek “cafe” lere yönlendiriyor.

Kent Meydanımız Neden Yok?

Bizde meydan yok. Abartmıyoruz yok. En büyük kentlerimizde de, gelişen ve büyüyen kentlerimizde de meydanlarımız tek tük. Neden? Meydanlar hangi ihtiyaçtan ortaya çıktı?

Antik Çağda agora”, halkın bir araya geldiği yer anlamındadır; sözcük gerçek anlamda “toplanma” anlamını taşır…… Helenler siyasal, ticari ya da toplumsal işleri için agorada toplanırlardı.[1]…..Yalnızca kamusal bir yer değil aynı zamanda kentin merkezi, atan kalbiydi. Zamanla kent meclisinin toplantı yeri, devlet konukevi, giderek tapınaklar, bazen tiyatrolar agora çevresinde toplandı. Bu kent merkezi anlamına geliyor ve yaşam alanları bu merkezin etrafında halkalanıyordu. Konuşmalar, pazar alışverişleri, dinsel törenler, şenlikler, tiyatrolar hep agorada yapılıyordu. Antikçağ kentlerinin nüfuslarının 10 bin ile 40 bin arasında olduğu düşünülürse, agoranın yaşayan canlı bir organizma olarak bugünün meydanlarından daha işlevsel ve daha renkli olduğu tartışmasızdır. Konuşmacı, konuşmalar, tartışmaların kent meydanında önemli ve katılımın olduğu, izlence olduğunu bugünün kentleriyle kıyaslayarak düşünebilir miyiz? Antik çağ filozofu Platon’a göre “kent ülkenin ortasında kurulacak, kentin ortasında yuvarlak bir meydan ve bu meydanı çevreleyen tapınaklar bulunacaktır.”[2]

Yani agora alışverişin merkezi, siyasetin merkezi, yönetimin merkezi, dinin merkezi ve daha da önemlisi insanların ev ve iş dışındaki zamanlarının çoğunu geçirdiği toplumsallaşma yerleri.

“Roma’da da durum farklı değildir….Roma forumu kentin toplumsal, ekonomik ve siyasal odağını oluşturan bir meydan olarak ortaya çıkmaktadır.”[3]

Ortaçağın ilk yarısında kırın önem kazanması ile varlıkları minimize olan kentler,11. yüzyıldan itibaren ekonomik canlanma, endüstri ve dış ticaretin gelişimi ile yeniden varlık göstermeye başlamışlardır. Kuzey İtalya’dan başlayarak kentler ve meydanları yeniden önem kazanmışlar, bu kentlerin en önemli bölümünü piazza yani meydan oluşturmuştur.(age). Bu piazza Antikite ve ortaçağdaki öncellerinden çok daha büyük ölçekte ekonomik ve toplumsal hayatın odağı haline gelmiştir.(age) İlk bankalar burada konuşlanmış, her kilise burada yer almaya çalışmış, gerek alışveriş gerekse seyir, gezinmek piyasası burada oluşmuştur.

Bu açıklamalar sonucunda “neden bizde meydan oluşamadı?” sorusuna daha net yanıt verebiliriz.”Osmanlıda çarşı, pazar, bedesten, at meydanı ve cami avlusu gibi farklı mekanlar, ancak birleşseler Batı meydanlarının işlevini görebilirlerdi……Çarşı, pazar ve bedesten gibi mekanlar, aslında esnafın bir arada bulundukları yerlerdir…..At meydanı ise kardeşi olan ok meydanı ile birlikte, daha çok savaş talimine yönelik sportif faaliyetlerin alanı olarak ortaya çıkmaktadır….. Cami avlusuysa, İslam adetlerinin de belirlediği üzere, zaten bir toplantı alanıdır ve toplumsal işlevi ağır basmaktadır.”(age) Üstelik kilisenin haftada bir toplanma ve ayin seremonisine karşılık günde beş kez.

Esnaf çarşıda, kent halkı camide. Bu parçalı toplumsal yaşam, bizde meydan’ı kentin farklı yerlerine parçalayarak dağıtmış ve batıda antik çağdan bu yana genellikle kent merkezlerinde meydan ihtiyacı ile yer alan büyük arazi parçalarını da ihtiyaç olmaktan çıkarmıştır. Bu nedenle meydan yerine küçük parklarımız ve ana caddelerin açıldığı geçiş alanlarımız var. Bugün, sözcüğün Batıdaki gelişim anlamı ile meydan veya meydancık sayımız iki elin parmaklarını geçmeyecek sayıdadır. İstanbul Taksim Meydanı, Ankara Kızılay Meydanı, Trabzon Meydan, Antalya Cumhuriyet Meydanı, İzmir Konak Meydanı ve benzeri örnekler, küçücük yüzölçümleri ile meydan sözcüğünü yaşatmaya çalışmaktadırlar.

Ama meydan toplumsal işlevi, toplanma, seyir, eğlenme, nefes alıp huzur bulma açısından gerekli ise, AVM’lerin sağladığı alışverişli toplumsallığa inat kent yönetimleri açısından planlanmalı ve tek sözcükle kent halkının geleceği açısından yaratılmalıdır. Yalnızca pergel ve cetvelle değil, şimdilerde sırf mimari şaheserler yaratılan programlarla değil, kent halkının katılımını sağlayarak, onun ihtiyaç ve düşüncelerini meydan planlamasına katarak…

Kentsel Yenilenmeler, kent meydanı için fırsat olabilir mi?

Şimdilerde önümüzde yasası ve uygulamaları ile kentsel dönüşüm-yenilenmeler var. Kent yönetimlerinin, plancıların önünde, kentlerimizin yeniden planlaması, insan unsurunun planlamaların merkezine yerleştirilerek, temel gereksinim olan konut talebi karşılanırken, “oh bee” dedirtecek, sosyal donatı alanları ile kent meydanlarının da yapılabileceği bir süreç başlıyor. Bu süreç, betona dur diyerek, rant temelli dönüşümlerin, insan merkezli çözümlere evrileceği yeni bir süreç olabilir. Kent yönetimleri, meclisleri, başkanları, STK’lar, kent konseyleri, mahalle meclisleri ile bu sürece müdahil olma zamanıdır. Kendimiz için bugünü, çocuklarımız için geleceğimizi talep ediyorsak, demli çay veya kahvenin keyfini öğlen molasında istiyorsak, kent meydanı talebini kent hakkı olarak kavramak, yüksek sesle ileri sürmek durumundayız. Aksi halde beton ve rant ikinci pirus zaferini de kazanıp yaşamı gasbedecektir.

Sözün özü, kent meydanı demli çay ve kahve için gereklidir ama kent yönetimlerinin bunu kavrayıp kent planlamasına dönüştürmesi için kent hakkı olarak, kentin sokaklarında dile gelmesi, kentte yaşayanlar tarafından ileri sürülmesi, yaşam hakkı olarak savunulması daha elzemdir.

Gönen ORHAN

[1] Wycherley,R.E., Antik Çağda Kentler Nasıl Kuruldu?Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul 1993

[2] Bumin, Kürşat,Demokrasi Arayışında Kent,Ayrıntı Yayınları, İstanbul 1990

[3] Kılıçbay, Mehmet Ali,Şehirler ve Kentler, İmge Kitabevi,Ankara, Temmuz 2000

44 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

TURİZM MECLİSİ ÜZERİNE…

Öncelikle bir gözlemimi paylaşmak isterim: Türkiye’de 30 yıldır kurulan turizm stratejisinin sonuç odaklı hedefinin: “daha fazla turist,...

Kültürel Miras, Kimlik ve Gelecek Üzerine

En son ne zaman Anadolu Kentleri turu attınız? Trabzon, Kars, Sivas, Kayseri, Adana, Antalya , Denizli …Sizin de dikkatinizi çekti mi...

Kentleşme ve Mimarın Kente Sorumluluğu

KENTLEŞME VE MİMARIN KENTE SORUMLULUĞU Kentleşmeyi önce apartmanlaşma olarak anladık. 50’li, 60’lı yıllar boyunca köyden kente olan göç,...

Comentarios


bottom of page