top of page

Kültürel Miras, Kimlik ve Gelecek Üzerine

Yazarın fotoğrafı: Gönen ORHANGönen ORHAN

Güncelleme tarihi: 5 Eki 2022

En son ne zaman Anadolu Kentleri turu attınız? Trabzon, Kars, Sivas, Kayseri, Adana, Antalya , Denizli …Sizin de dikkatinizi çekti mi bilmem, lakin giderek kentler birbirine benzemeye başladı. Hele ki şehrin ana caddelerinden bir veya birkaçına AVM açılmışsa, konfeksiyonundan züccaciyeye, elektronikten markete, beyaz eşyadan fast-food zincir şubelerine kadar bir marka istilası. Bu neredeyse hepimizin gözlemi. Gerçeklik ne?


1980’leri milat kabul edersek, Neo Liberalizm, hem Milton Friedman gibi akademisyenler, hem de Teacher ve Reagan gibi siyasileri ile kalkınmanın merkezine yeniden serbest rekabeti ve onun assolisti bireyselliğin tahakkümünde iktidara maruz kalanların ( alterin ) bitmek bilmez tüketimini koyunca, teknolojinin de yedeklenmesiyle çılgın tüketimin ekonomisini kapitalizmin özgür sahnesine takdim etti. Ve son elli yıldır sürdürülen liberal ekonomi politikası ideolojisi ile endüstriyel kapitalizmin pompaladığı tüketim için üretim çılgınlığı yeni özgürlük yanılsamasının bu sahnedeki biraz iktisat ama çokça da siyasetin dili oldu. Oldu da ne oldu? Kentler ve insanlar özgür mü oldu?


Tüketim için üretim çılgınlığı saldırısı altındaki kentlerin aynılaşması, yalnızca binlerce yıllık tarihi, doğal, kültürel mirası tehdit etmekle kalmıyor, bu mirasın taşıyıcısı insanın da sıradanlaşmasına, globalizm denen pazar saldırısı altında yaratıcı kimliğinin kaybolarak tüketim nesnesine dönüşmesine neden oluyor. Yeni tüketim alışkanlıkları, giyim-kuşam akımları, yiyecek-içecek kültürü, sosyal yaşam değerleri olağanüstü bir hızla başkalaşıyor. Üstelik 2012 yılında akıllı telefonların da yaşamımıza arz-ı endam etmesi ile yeni bir internet nesli ve onun kültürel kodları ile kendilerine mahsus bir yeni yaşam tarzı oluşuyor. Oluşan yeni tarz giderek daha standart ve tek tip bir kültürü zorluyor. Kentlerimizin giderek aynı olmasını, aynı mimariyi, aynı davranış kalıbını, aynı yeme içme alışkanlıklarını, ve neredeyse aynı marka ve mağazaları, aynı giyim tarzlarını, aynı eğlenme biçimlerini, aynı selfi çekimlerini dayatıyor. Gelişme, kültürel çeşitliliği ve zenginliği öldürmeye ant içmiş gibi. Oysa Mardin’i Eskişehir’den, Trabzon’u Antalya’dan faklı kılan bir kent belleği var ve olmalı da. Kentlerimizin tarihsel geçmişi, insanının biriktirdiği yaşam alışkanlıkları ve kültürü onun farklılık yaratan zenginliğidir. Yerel olana sahip çıkmak, gelişmenin karşısına değil yanına koyacağımız bir yaşam refleksidir. Zenginlik dediğimiz farklılıklarımız neo liberal saldırı altında tek tipleşmeye doğru yelken açmış durumda.

Oysa insanlık tarihi boyunca her coğrafya ve ülke, her bölge ve kent farklı, zengin, öğretici ve geliştirici süreçlerinin sonucunda zengin bir kültürel miras sunmuş toprağında yaşayanlarına. Yüzlerce yılın ama kıtlık ve açlık, ama egemenlik ve ihtiras, ama dini ve siyasi nedenlerle yok edici savaşlara, cahillik ve bilgisizliğin yol açtığı tahribata, artı ürünü ele geçirmek amaçlı hücumlara direnerek bugüne gelmiş doğal, tarihi ve kültürel miras. Ve bu miras belirlemiş kentlerin ve kent sahnesindeki insanın yaşamını. Ve biz ona kimlik demişiz.


Salda Gölü’nün eşsizliğini neyle kıyaslayabiliriz ki? Mimari iştahla yeniden denenebilir mi Ayasofya, veya yeniden bir Sinan çıkar da yapar mı Süleymaniye veya Selimiye’yi? Divriği Ulu Caminin 22 yılda yapılan Kuzey Taç Kapısının tekrarı mümkün mü? Peki ya çocukken oynadığınız oyunlar, dinleyerek büyüdüğünüz ninniler, sizin çocuklarınız açısından olası mı? Şüphesiz, yüzyıllar boyunca deneyimlerle kazanılan ve kuşaktan kuşağa aktarılarak insanların ortak belleğinde yer ederek bize aktarılan kültürel mirasın somut ve somut olmayan boyutlarına sahip çıkamazsak, veya diğer bir deyişle betonun saldırısına, AVM ve tüketim için üretim çılgınlığına dur diyemezsek, aynılaşıp sıradanlaşan bir yaşamın bizi çevrelemesi kaçınılmaz.


“Torunlarımız hangi ninnilerle büyüyecek? Hangi masalları anlatacağız? Efsane ve masalları biriktirdik mi? Şiir, türkü, ilahi, atasözü, tekerleme, deyimler, mahalle kavramları ve daha niceleri. Hangi yaşta olursak olalım, çoğumuzun yaşam kimliğine değmiştir her biri.”[1]

“İnsanın gelişim sürecinde emeği, göz nuru, duygusu ve kalbiyle dokunduğu tüm üretimleri müzelere yolluyor. Oysa zenginlik kültürel farklılıkta. Hindistan’ı Finlandiya’dan, Mardin’i Trabzon’dan farklılaştıran kimlik insanının aklı, kalbi ve duygusuyla işlediği kumaşta, yemek pişirirken kullandığı alette, belki de kapısına astığı nazar boncuğunda, oyada, yazmada, ahşap, demir ve taş işçiliğinde, tuttuğu hamsinin yakalandığı ağında...”[2]


Yerel Kent Yönetimleri, üzerinde yükseldikleri toplumsal zemini anlamak, kavramak ve gelecek kuşaklara aktarabilmek için, ilk olarak “Nasıl bir kültürel miras devralıyoruz?” sorusunu sorarak işe başlamalı.


Kent yönetimi doğal, tarihi ve kültürel miras açısından hangi zenginliğin üzerinde yükselmektedir? Somut ve somut olmayan miraslarımız neler? Öncelikle yanıtlanması gereken soru budur. Bu yanıt ise ancak akademik, bilimsel, sosyolojik bir ekip araştırmasıyla, sabırla gerçekleştirilecek bir envanter çalışmasıyla bulunabilir. Kent yönetimlerinin bugünü görebilmeleri için, geçmişten devralınan doğal, tarihi ve kültürel mirası kayıt altına almaları, toplumsal bilinç aktarımında yaşamsal bir öneme sahiptir. İnsanın binlerce yıllık tarihinde bizzat veya doğayla birlikte yarattığı ve bugün bizim “kültürel ve doğal miras” olarak adlandırdığımız değerlerin korunması, kayıt altına alınarak gelecek kuşaklara aktarılması, kültürel mirasın olmazsa olmazıdır.”[3]


Envanter çalışması, yerel yönetimlerin öncülüğünde üniversite, bilim insanları, kamu ve özel sektör, vakıf ve dernekler, platformlar, Ticaret ve Sanayi Odaları, bireysel arşivlerin de içinde olacağı ORTAK AKIL çalışmasını esas alarak uzman bir ekip tarafından yürütülmeli.


Bu çalışma bir anlamda kent belleğinin diri tutulmasıdır. Bilimsel olarak yürütülecek bu çalışma yanında, ikinci önemli çalışma da envanter çalışmasının yereldeki anlamı üzerine ORTAK AKIL ARAMA TOPLANTILARI olmalı. Bu bir anlamda kent yaşayanları katılımı ile herkesin eteğindeki taşı dökerek nasıl bir kentte yaşamak istediği hayalini ifade etmesidir. Kamu, Yerel Yönetim, Özel Sektör, Ticaret ve Sanayi Odaları, Kent Konseyleri, Mahalle Meclisleri ve varsa Kent Bütçe Konseyleri bu arama toplantılarının olmazsa olmazlarıdır. Burada dikkat çekmek istediğim önemli bir husus, bu çalışmanın yürütüldüğü kentlerimizde “kent ileri gelenlerinin” bu toplantıların tarafı olması ve neredeyse aktif yurttaş saydığımız komşuların çalışmanın içerisinde olmamasıdır. Kent Konseyleri yanında aktif yurttaş katılımını öngören mahalle meclisleri bu arama toplantılarının önemli bir paydaşı olabilmelidir.


14 Ağustos 2017 de Barselona Halkı ‘ Daha fazla turist istemiyoruz’ diyerek kitlesel bir miting yaptı. Neden? Barselona Halkı planlama olmaksızın ne pahasına olursa olsun turist sayısının artmasının kente olumsuz etkilerine dikkat çekti. Ev kiralarının, çarşı pazar fiyatlarının, temel tüketim maddelerinin fiyatlarının turizmden kaynaklanan talep nedeni ile kontrolsüz artışının kendi yaşamları üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çektiler. Tıpkı kalkınma meselesinde olduğu gibi, turizmdeki niceliksel büyümenin kentin sakinleri aleyhine olmaması için uyarıda bulundular.


Yani Barcelona Halkı kalkınma için plansız bir turizme hayır diyerek kent yöneticilerinin planlamada kendi yaşamsal çıkarlarının dikkate alınmasını istediler.[4]


Kent Kimliği açısından, envanter çalışması yürütülürken paralele yapılması gereken üçüncü çalışma ulusal ve uluslararası ölçekte algı ve beklenti araştırmasıdır. Yani kent yaşayanlarının, o kente biçtiği rol ile ziyaret eden ulusal ve ulusal ölçekteki kişi ve kurumların o kente biçtikleri rol örtüşüyor mu? Kent ulusal ve uluslararası ölçekte nasıl algılanıyor? Bu araştırmanın bulguları bizi Envanter ve Arama Toplantıları çıktısı ile buluşturarak gelecek bir kent politikasının paydasına taşıyacaktır.


Nasıl bir kent devir alıyoruz ve gelecek kent hayalimiz nasıl olacak? Bu soru, yanıtları verilince bitmeyen ve ortak aklın işletilerek yeniden ve yeniden çalışılması gereken kent belleği ve kent kimliğinin her daim ilk sorusu olmaya devam edecektir.


Gönen Orhan

Yerel Yönetimler İletişim ve Strateji Danışmanı

 

[1] Gönen Orhan, DOKUN, Yerel Yönetimler Halkla İlişkiler ve İletişim El Kitabı, Ceren Yayınları, İstanbul, 3. Baskı,s 88 [2] Age,s 90 [3] Age, s 90 [4] https://www.gonenorhan.com/makaleler/ Turizm Meclisi Yazısı

29 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

TURİZM MECLİSİ ÜZERİNE…

Öncelikle bir gözlemimi paylaşmak isterim: Türkiye’de 30 yıldır kurulan turizm stratejisinin sonuç odaklı hedefinin: “daha fazla turist,...

Kent Meydanı ve Kentsel Yenilenme

Kent Hakkı olarak: KENT MEYDANI ve KENTSEL YENİLENME Nüfusları ve nüfusun kapsama alanları hızla artan kentlerimizde, insanların soluk...

Kentleşme ve Mimarın Kente Sorumluluğu

KENTLEŞME VE MİMARIN KENTE SORUMLULUĞU Kentleşmeyi önce apartmanlaşma olarak anladık. 50’li, 60’lı yıllar boyunca köyden kente olan göç,...

Comments


bottom of page