top of page

Yerelden EPİDEMİYE, Mahalleden DAYANIŞMAYA (1)

Yazarın fotoğrafı: Gönen ORHANGönen ORHAN

Güncelleme tarihi: 5 Eki 2022

Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan Covit-19 virüsünün iki ay gibi kısa bir sürede bütün sınırları neredeyse ışık hızı ile geçip dünyayı kuşatması, anlı şanlı devletleri aciz bırakarak kapitalist merkezlerin açlık, yoksulluk ve iklim felaketlerinde akıllarına gelmeyen (!) dolar ve euro rezervlerini kullanıma sokmaları, henüz virüs şoku geçmeden yeni sorgulamaları ve arayışları da gündeme getirdi.


31 Aralık 2019’da DSÖ Çin Ülke Ofisi, Çin’in Hubei eyaletinin Wuhan şehrinde etiyolojisi bilinmeyen pnömoni vakalarını bildirmiştir. 7 Ocak 2020’de etken daha önce insanlarda tespit edilmemiş yeni Coronavirus (koronavirüs) (2019-nCoV) olarak tanımlanmıştır. Daha sonra 2019-nCoV hastalığının adı COVID-19 olarak kabul edilmiştir.

Wuhan’da başlayan salgının ilk haberi Ocak 2020’de haber merkezlerine düştüğü zaman, yarasa satılan pazarın yerel melaneti olarak kavrandı. Ne var ki Wuhan yerelinde kalacağı düşünülerek ciddiye alınmayan Covit-19 sağım-solum/ ayım-suyum diyene kadar denizleri, boğazları, okyanusları geçip metropolleri işgal etti.


Ve anladık ki, gelişmiş kapitalist ülkeler dahil olmak üzere katma değer yaratmadığı için yatırım yapılmayan halk sağlığı için ne hastane sayısı, ne acil servisler, ne yoğun bakımlar, ne nitelikli yatak kapasiteleri, ne medikal malzeme ne de insan kaynağı yeterli. Yani paradan bitcoine geçerek sanal para yaratma hevesindeki finans merkezlerinin, belki de bir süre sonra nezle ve grip muamelesi görecek, bu donanımlı gribe çareleri yok. Tamam, burasını anladık. Yeni bir virüs ve yeni aşı ve ilaç gerekiyor. Peki var olan bu panik ve eve kapanma halleri ile nasıl baş edeceğiz? Kapitalist Merkezler, kâğıttan kaplan merkezi idarelerinin çökmemesi için salgının yavaş yayılıp hastane yığılmalarının önüne geçmek istiyorlar. Burayı da anladık. Peki, salgın 6 ay veya bir yıl devam eder, veya mutasyon C-19’u C-20 olarak yeniden piyasaya sürer de panik ve depresif halleri giderek toplumsal histeriye dönüşürse? Düşünmesi bile ürkütücü. Yaşadıklarımız sürrealist bir filmin konusu olarak tıpkı 1984 romanı gibi işlenseydi ‘ yok canım, bu kadar da fazla’ diyerek psikolojik rahatlama sınırlarımıza çekilebilirdik. Oysa şimdi gerçek, yerel Wuhan’dan çoktan global ölüm sathında. Ne sınıf, ne iktidar, ne din, ne cinsiyet… Varsa yoksa, yaş uzaması ile övünülen gelişme, kronik yaftalamasıyla önce yaşlıları alıyor. Çare yine çaresizlik. Tıpkı veba ve cüzzamda olduğu gibi bu sefer , öncelikle geriatrik bir tecrit ve hafifleyen sağlık sigortaları.


Merkezi devletlerin yatırım ve organizasyonları bütçelerinin altında eziliyor. Bir anda dolar ve euro rezervler parmak şaklatmasıyla ortaya çıktılar. Kimler için? C-19’a yakalananlar için değil tabi ki, onlar ikinci derecede kurtarılacaklar; esas olan sistemin çökmemesi ve ekonomilerin kurtarılması. Gördüğümüz nedir? Reagan ve Thatcher ile yükselip demir yumruklarla dünyayı döven liberalizm, 2001 ve 2008 krizleri ile şok yaşadığında finans ve sanayi tekelleri başta olmak üzere aniden “devletçi” oluvermişti. Kurtarma üzerine kurtarmalarla sistemi diri tutmaya çalışmıştı. Şimdi Corona 19 liberalizmin tabutuna son çivileri çakıyor:


Korkut Boratav Hocamızın son yazısında dediği gibi:

https://haber.sol.org.tr/yazarlar/korkut-boratav/koronavirus-ve-ekonomiler-283666 “ Neoliberal makro-ekonomik politikaların ana dayanağı olan “malî disiplin” anlayışı, 2008 krizinde sadece şirket kurtarma operasyonları için çiğnenmişti. Bugün Trump ve Johnson, emekçilere para dağıtarak bütçe açıklarını artırıyor. Anlaşılan kapitalizmin koronavirüs salgınını yönetemeyeceğinden, çok sert bir toplumsal bunalımı tetikleyeceğinden ürküyorlar. Üstelik, sistem-karşıtı güçlü, örgütlü bir sol muhalefetin yokluğuna rağmen…”

Yani yıllarca “temel yurttaşlık geliri” savunulduğunda “ komünist eşitlikçiler” yargısı birden devlet politikası haline geliverdi. ABD, Almanya, Fransa ve kasası uygun diğer ülkeler, cüzdanları yettikçe yurttaşlarına “temel vatandaşlık geliri” verebilirlerse kendilerini nisbeten kurtardıkları gibi dünyayı da kurtarabilecekler mi? Yıllardır “açlık” sözcüğü Afrika yereli olarak kavranıp STK’ların yardım faaliyetlerinin gözlüğünden vicdan aklama olarak zevahiri olarak hüsnü kabul görmüşken şimdi liberalizm denizi bitti.


S. Zizek, yazısında Koronavirüs salgını yalnızca serbest piyasa küreselleşmesinin sınırını göstermiyor, aynı zamanda tam devlet egemenliğinde ısrar eden milliyetçi popülizmin daha ölümcül sınırına da işaret ediyor: "Önce Amerika!" (ya da her kimse ) dendiği anda kendi sınırına çarpıyor, çünkü Amerika sadece küresel koordinasyon ve işbirliğiyle kurtarılabilir.” derken şimdiye kadar demokrasi “ihraç” ederek dünyayı kurtardığını iddia edenlerin “kurtarılma” sırasında beklemede “ticket” almak zorunda kalabileceğine işaret ediyor.


Yerel WUHAN şimdi sınırlara inat küresel oldu. Sorun küreselse çözüm ulusal olabilir mi? S.Zizek ,”Böyle kapsamlı bir yaklaşımın tekil hükümet mekanizmalarının ötesine geçmesi gerektiği de eklenebilir: Devlet kontrolü dışında, insanların yerel seferberliğinin yanı sıra güçlü ve verimli uluslararası koordinasyon ve işbirliği içermelidir.” derken tam da enternasyonalist bir koordinasyondan bahsederken haksız mı?


Eşitsizlik eleştirisi yapanların üç yüz yıldır komün, Sovyet, isyan, devrim diyerek karşı çıktıkları sistem, tanımlanan bir büyüklüğü ve organizasyonu olmayan bir başkaldıran tarafından tehdit ediliyor. Ulusal devletler siyasi ve ideolojik tükenmişliklerinin ötesinde yeni bir varlık sendromu ile karşı karşıya. O borsalar, o ödüle doymayan rezidanslar, o kibir iktidarları ‘ karantina ‘ sözcüğünün koruyucu sandıkları odalarında, histeriye dönüşecek beyin sarsıntısı ve saate dönüşecek göz bebekleri arasında ‘ölüm’ü sayıklamaya başladılar.


C-19 yalnız liberalizmi değil “ulus devlet”i de bitirdi. Tarih sahnesine Cromwell ve Fransız devrimleri ile çıktığında burjuvazi, üç yüzyılın sonunda vadettiği özgürlüğün üzerinde, temsili demokrasiyi de araç olarak kullanarak kontrol edilemeyen finans tiranlıklarını yarattı. Ne üretim, ne açlık, ne iklim değişikliği; varsa yoksa konvansiyonel tekellerden sanal finans devlerinin doğa, insan, iklim tanımayan doymaz iştahları. Ve bitti. Varlık ile yokluk arası mini microncuk bir C-19 hücresi, 11 eylül DTM felaketinden beter bir ikiz kule tahribatı yarattı. Aslında, belki de onu, sizinle, sizin örgütlenmeniz ve silahlarınız ve paranızla baş edemeyen muhalif biyologlar, yok yok genetikçiler, hayır hayır görünmez bilgili hackerler yarattı. Belki de bu yalnızca bir testti. Ve başardılar. Şimdi ne yapılacağını konuşmanın zamanı.


İki adımlık eylem planınız/ plan umudumuz var:


Birincisi: S.Zizek vurgusu ile, coğrafi sınırları aşan, gerçekte ulusallığı reddeden küresel işbirliği. Bu idari ve mali işbirliğinin ötesinde maddi ve insan kaynaklarının işbirliğine de işaret ediyor. Yalnızca Amerikan, Alman, Fransız ve diğer varsıl Merkez Bankalarının, uluslarına dağıtacakları Euro ve dolarla kendilerini “her koyun kendi bacağından asılır” diyerek kurtarma çalışmaları, Afrika ile kavranılan açlık sözcüğünün Covit-19 tetiklemesi ile mülteci akınından binbeter, değil metropollere yürümeyi, sarmalayıp yutmasına yol açma tehlikesine (!) sahip. Salgın küresel, çözüm de küresel olmak zorunda. Merkez Bankaları kasaları yetmez; o anlı şanlı dijital, finans, ilaç, silah ve vb. ulus ötesi tekeller de kasalarını açmayı düşünmeli. Ve devamla halk sağlığı, yurttaşlık geliri ve sürdürülebilir yaşam açısından öncelikli alanların kamulaştırılması.


Belki de ilk defa, insanlığın yok olma tehlikesinin kurgudan çıkıp Covit-19 şoku ile güncel yaşanmasına ne para, ne bitcoin, ne de diğer varlık araçları veya birikimler çare olabiliyor. Covit-19, sınıf, din, cins, milliyet, kan tanımıyorsa işbirliği de ulus, bayrak ve kan ötesi olabilmeli.


İkincisi: Ulusal devletlerin merkezi yönetimler marifeti ile yapmakta zorlandıkları yaşam organizasyonuna YEREL DAYANIŞMA ÖRGÜTLENMELERİ ile müdahale etmek. Günlük yaşamda epidemiyi ağırlaşma baskısından kurtaracak olan, yaşamın içindeki yerinden yönetimler ve aktif yurttaş örgütlenmeleridir. Belki de Belediyeler olmadığı kadar vatandaşlara yakın olacak, aktif yurttaşlar kent hakkını epidemi davranışına çevirerek komşusunun yanında olabilme fırsatını yakalayacak. Merkezi idarelerin yerele inmesinin güçlüğünün yanında, yerel yönetimlerin de mahalle ve sokak ihtiyaç ve ruhunu muhtarların varlığına rağmen yakalamaları hiç de kolay değil. Burada rol MAHALLE MECLİSLERİ’ne, mahalle ve sokak dayanışmalarına, sokak işbirliklerine düşmektedir. Merkezi ve yerel idare 65 yaş üzerine, veya engellilere, veya bakıma muhtaç kişilere eldeki verilerle dikkat çekerken, eldeki verinin anlam kazanmasının yolu o mahalle ve sokaktaki dayanışmaya düşmektedir. Epideminin, merkez ve yerel ayırmadan saldırması, alternatif değil işbirliği dayanışmasını zorunlu kılmakta. MAHALLE MECLİSİ mahallenin gerçek ihtiyacının gözlem ve bilgisine sahiptir. Merkezi İdare ve Yerel Yönetim’in sokak ve apartmanda yapmak istediğini, dağıtılacak sıcak yemeği, gerçek sahibine ulaşacak gıda paketini, evde bakım ve sağlık desteğini hiçbir ideolojik ve ayrımcılık olmaksızın yapmaya DAYANIŞMA RUHU ve ÖRGÜTLENMESİ sahiptir. Bu Şişli’de Mahalle Meclisi, Kadıköy’de Kadıköy Dayanışması, Newyork’da ‘invisible hands’ ( görünmez eller ) olarak ete kemiğe bürünüyor.


“New York’ta yaşayan üniversite öğrencisi Liam Elkind ve arkadaşı Simone Policano, “invisible hands” adında bir gönüllüler ağı oluşturuyor. Türkçesi ile görünmez eller. Elkind, yaşlı bir komşusunun durumundan etkileniyor ve onun market alışverişini yapıyor. Ve bunun kolektif bir hareket olabileceğine Policano ile birlikte kafa yormaya başlıyorlar. Hemen sosyal medya hesapları alıyorlar ve bir internet sitesi kuruyorlar. İlk 72 saatte 1300 gönüllü başvuruyor bu dayanışma ağına. Salgında risk taşımayan gençlerden oluşan ve giderek büyüyen bir gönüllüler hareketi. Elkind ve Policano’nun kurduğu ağ, New York ve New Jersey’i kapsıyor. Kısa süre sonra, yeni şehirlerde yeni gönüllüler yeni dayanışma ağları kurmaya başlıyorlar: Boston, Los Angeles, San Francisco, Washington ve Londra.”


Bu girişim, bir yıl önce olsaydı belki de 100 kişi ancak toparlanabilirdi. Şimdi ise bir ihtiyacın adı ve örgütlenmesi. “Komşu Komşunun külüne muhtaçtır.” cümlesi ile büyüdük. Şimdi dayanışma, şimdi komşumuzun kapısını çalma zamanı. Mahalle ve sokakta yapacağımız bu komşu dayanışmasının bildiğimiz adı Mahalle Meclisi. Sizin öneriniz????


Gönen Orhan Yerel Yönetimler İletişim ve Strateji Danışmanı

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page