Demokrasilerde Kuvvetler Ayrılığı ilkesi gereği, seçimle gelen bir hükümetin, toplumsal yaşamın örgütlenmesinde sağlık, eğitim, maliye, tarım vs. tüm bakanlıklarda bürokrasiyi kendine göre dizayn etmeye çalışmasını anlamak mümkün. AKP Hükümetleri, kendi iradelerini kuvveden fiile geçirmek için 2002, 2007, 2011 seçimleri sonrası yönetebilmek adına hazır ve yetişmiş kadroları olmadığı için, bütün devlet bürokrasinin örgütlenmesinde, ABD merkezli ılımlı İslam (gerçekte Büyük Ortadoğu Projesi) perspektifi doğrultusunda başta Gülen cemaati olmak üzere Süleymancılar, Menzilciler, İsmailağa ve diğer cemaatlerle koalisyon içerisinde 14 yıl Türkiye’yi yönettiler.
Keza yargı ve üniversitelerde de, Kuvvetler Ayrılığı ve özerklik çiğnenerek benzer bir fütursuz örgütlenmenin adım adım gerçekleştirilmesiyle bu iki alan da yürütmenin alt örgütlenmeleri durumuna getirilerek, yürütme merkezli tekçi yönetim inşa edildi.
15 Temmuz darbe girişimi sonrası bürokraside, eğitimde, yargıda, orduda, emniyette, üniversitelerde yapılan ve önümüzdeki günlerde dozajı daha da artacağı düşünülen tasfiye yüzbinlere ulaşınca ortaya yeni bir durum çıkmıştır:
YÖNETEMEME HALİ
Bugün demokrasi diye parmakla işaret edilen halk oylaması, seçeneksizliğin oylanmasıdır. Alternatifleri üretememek, seçenekleri konuşamamak, demokrasinin işlemeyen kurum ve kuruluşlarını, yönetememe halidir. Sandıkta seçenekler sunulmadan, evet-hayırların içine sıkışmak mıdır demokrasi? Daha parlamenter demokrasinin kurum ve kuruluşları işletilmezken ve doğru işleyişin nasıl olacağı konuşulmazken, Başkanlık tartışılıyor! Hukuk evrensel nitelikleriyle işliyor mu? Üniversitede demokratik seçimler işliyor mu? Özerk demokratik üniversite var mı? OHAL ‘i eleştiren bir tek Hukuk Fakültesi duydunuz mu? Biz demokrasiyi kurum ve kuruluşları ile tartışacağız – işleteceğiz.
Hayatımızın her alanı terörize edilmiş durumda. Bugün kentinde, parkında, evinin yanında, otobüste, durakta, yanında bomba patlamayacağının bir garantisi var mı? Hangimiz korkmadan metroya biniyor, hafta sonu kalabalık yerlerde kuşku duymadan yürüyoruz? Sürüklendiğimiz savaş bir yönetememe halidir. Biz BARIŞı savunacağız.
Yeni bir nesil geliyor alttan. 4+4+4’lerden, imam hatiplerden, rektör seçimlerinin işletilmediği üniversitelerden. Demokrasinin ve laik bilimsel eğitimin işletilmediği, bilerek isteyerek tıkandığı bir sistemden çıkıp 10 yıl sonra bu ülkenin önemli yerlerinde olacak, bir gelecek tahayyülünde bulunacaklar. Hangi alternatiflerle? Hangi deneyimlerle? Hangi öğretilerle? Sürüklenen savaş ve ekonomik bunalım ortamında hangi gelecekte nasıl yaratıcı potansiyellerini kullanacaklar? Bugün yetişen neslin geleceksizliği ve alternatifsizliği bir yönetememe halidir. Laik, demokratik, bilimsel eğitimi savunacağız.
Bugün hapishanelerin kapasitesi %104 dolulukla 210 bin kişiyi aşmış durumda. Tuttuklarını içeri atıyorlar. Dünyanın takdir ettiği, çalışmaları insanlık tarihine bir değer olarak kabul edilen yazarlar, gazeteciler, sanatçılar, akademisyenler işlerinden atılıp, açlıkla ve mahpuslukla terbiye edilmek isteniyor. Çığırından çıkan tutuklamalar yönetememe halidir.
Eğitim, sağlık, ordu, emniyet, üniversite, yargı çökmüştür. 15 Temmuz sonrası bir proje, bir gelecek, bir hedeften bahseden var mı? Ekonomi, işsizlik, eğitim sistemi, tıkanan sağlık hizmetleri, kadın cinayetleri, trans cinayetleri, tecavüz ve pedofili suçları, çevre felaketleri vs. konusunda bir çözüm önerisi var mı? Bırakın hamleyi, 14 yıllık koalisyonun ekonomi örgütlenmeleriyle ortaya çıkan ve yaklaşık yıllık 100 milyar dolar olduğu ifade edilen cemaat rantları, diğer cemaatlerin iştahını kabartmakta, İstanbul ve diğer kentlerde gayrimenkul kapma savaşları yaşanmaktadır. Şu anda bütün devlet örgütlenmesinin önünde tek bir hedef var: FETÖ avı ve fırsattan istifade muhalif unsurların da aynı cadı kazanına atılarak tasfiye edilmesi. Yani 14 yıllık devlet örgütlenmesi çökmüş ve bir yönetememe hali su yüzüne çıkmıştır. Öncelikle görülmesi gereken budur.
Üstüne üstlük, içerde göğüslenemeyecek boyutlara ulaşan ekonomik krizin giderek derinleşmesi, bugünlerde açılmaya çalışılan bilmem kaçıncı teşvik paketine rağmen ekonominin yerinde sayması, son dört yıldır büyüme hedeflerinin tutmaması nedeni ile siyasal irade ile faizlerin yönetilmeye çalışılması, inşaat sektörü üzerinden hedef tutturma çabaları ve bir türlü canlanamayan iç piyasa eleştirilerinin yükselmesi ile, cambaza bak örneği Suriye ve Irak’a kafa tutma hamleleri. Savaş üzerinden kazanılması düşünülen milliyetçilik primi, iç siyasette Başkanlığa havale edilmek isteniyor. Mezhepçilik üzerinden MHP ve bil cümle muhafazakâr milliyetçileri bir potada eritip kutuplaştırarak Başkanlık garantiye alınmak isteniyor.
DENİZ BİTTİ.
14 yılın özeti budur:
Dış Politikayı Yönetemediler, Ekonomiyi Yönetemediler, Devleti Yönetemediler.
Dış Politikada Stratejik Derinlik Battı, Ekonomi Durdu, Bürokrasi Çöktü.
Yönetim değişikliği için başka ne olmalıydı?
Önümüzdeki süreçte, erkene alınması tartışılan genel ve yerel seçimlerde, yapmamız gereken 14 yıllık yönetimin 15 Temmuz’u doğurduğunu, Siyasal İslam stratejisi BOP’un çöktüğünü, AKP ve Cemaatler koalisyonunun ülkeyi uçurumun kıyısına getirdiğini anlatmak olmalıdır. Sandıktan aldıkları yetkiye rağmen yönetemediler tespitinden hareketle, şimdi biz YÖNETEBİLİRİZ iddiası ve nasıl olacağı kurgusunu gerçekleştirmeliyiz.
NASIL?
Her şeyden önce BİZ KİMİZ?
Türkiye’de kişisel hak ve özgürlüklerin baskı altında olduğuna inanan, Kürt sorununun çözümünü arzulayan, eğitimin üzerindeki proje okulları baskısının çocuklarımızın aydın bireyler olarak yetişmesinin önünü kapatacağını gören, çevre ve doğa katliamlarının giderek yaşam alanlarımızı daralttığını tespit eden, cinsiyetçi egemen söylemin dinden aldığı referansla otobüste tekme atma cesareti gösteren baskıcı kimliklere karşı çıkan, tam da şimdi laik eğitimin herkes ve hepimiz için gerekli olduğuna inanan, dış politikada çöken stratejik derinliğin alternatifinin bölgemizde ve ülkemizde ancak BARIŞ’ı savunmakla gerçekleşeceğini bilen, Cumhuriyet’in yeniden restorasyonunda liyakatin geçer akçe olacağını bilen BİZLER.
Sol, Sosyal Demokrat, Sosyalist, Çevreciler, Kadın Hareketleri, LGBTİ hareketi, Demokrat ve Liberal muhalefetin içerisinde olduğu BİZLER.
Her bir bileşeninin farklı sistem eleştirisi ve gelecek ütopyaları olan BİZLER.
Bir araya gelmek ne demek? Aynı düşünmek zorunda olmadan farklılıkları kabul etmek, ön şartsız kimliklerin korunacağını bilmek ve kişisel hak ve özgürlükler için hemen şimdi bir araya gelemezsek, çok yakında bir araya gelebilecek kimsenin kalmayacağını görmek. Tıpkı dört yıl önceki 1 Mayıs Taksim mitinginde, tıpkı GEZİ PARKI direnişinde olduğu gibi.
Nasıl Yapmalı?
BİZLER’in içerisinde olacağı DEMOKRASİ BLOĞU önümüzde duran örgütlenme hedefidir. Parlamentoda CHP ve HDP, parlamento dışındaki muhalif partiler, DİSK, KESK, EĞİTİMSEN, TMMOB, İstanbul Forumları, Artvin Direnişi, ülkede cürmü küçük sesi büyük bütün çevre örgütleri, kadın örgütleri, LGBTİ hareketi, barışı ve hayatı savunan, hak temelli yaklaşımı olan tüm oluşumlar, kısacası yarın kaygısı taşıyan tüm muhaliflerin, bağımsızların, yazar, çizer ve düşünürlerin bileşen olacağı BİZLER.
Biz, farklı kimliklerin zenginliğinin bilincinde olacak, “vatandaşlık” temelinde insanları statü ve sınıf farklarından azade tanıyacağız. Bir cemaate mensup olmak, bir partiye üye olmak, birilerinin tanıdığı olmak geçer akçe olmayacak. Tüm kimlikleri renkli şemsiyesi altında toplayan, vatandaşlık ve hak temelli demokratik yönetime inan BİZLERiz!
Yönetememe Halinin alternatifi BİZLERden oluşan DEMOKRASİ BLOĞU’dur. Darbe Girişimlerinin gölgesinde kurulmak istenen Cemaatler Devletine karşı demokratik refleks, parçalı muhalefetin, kendi özgün kimliklerini kaybetmeden demokrasi çatısında bir araya gelmesidir. Çatlayan AKP-Gülen koalisyonu bir cemaati tasfiye ederken yeni cemaat yapılanmalarına karşı çıkmak, OHAL kararnamelerine sol, sosyalist ve muhalif kimlikleri de atarak büyüyen cadı avına dur demek için DEMOKRASİ BLOĞU en ertelenemez, en acil atılması gereken adımdır. Demokratik muhalefetin güç toplamasına, ayağa kalkmasına ve YÖNETEBİLİRİZ iddiasını elzem bir alternatif olarak toplumun önüne koyabilmemizi sağlayacaktır.
DEMOKRASİ BLOĞU, FETÖ temizlenirken, HUKUK HERKESE LAZIMDIR ilkesini unutmadan, yapılan hukuksuzluklara karşı çıkıp, FETÖ tasfiyesinin CADI avına dönüşmesini engellerken, Yeniden Cumhuriyet diyerek restorasyon önerileri de sunabilecektir. Sorun yalnızca Gülen Cemaatinin, AKP ile kurduğu koalisyonu darbe ile bitirip devlete hakim olma saiki ile Cumhuriyet ve toplumda yarattığı tahribattan ötedir. Soru “NASIL BİR DEMOKRASİ İSTİYORUZ?” dur. Demokratik kurum ve kuruluşların nasıl olması gerektiği, dördüncü güç olan ordunun devlet içerisindeki ağırlığı yerine çok sesli, çok örgütlü sivil bir cumhuriyetin nasıl yaratılacağı tartışılmalıdır.
Bunu BİZ yapabiliriz. BİZİM böyle bir birikimimiz ve irademiz var. Eksiğimiz bir araya gelebilmek. Yoksa bu satırları tartışacak kimse kalmayacak.
Gönen Orhan
* İtalik paragraflar genç editörüm Elifcan Çelebi’ye aittir.
Comments